• Anasayfa  |  • Künye  |  • Matbaa Hizmetleri  |  • İletişim  |  • Giriş Sayfam Yap  |  • Sık Kullanılanlara Ekle  |  Arşiv  |  RSS
YAZARLAR ABDULKADİR İLGEN
12
14
16
18
18/04/2011 10:20
MİLLİYETÇİLİK ÜZERİNE BAZI GÖZLEMLER

Kökleri Aydınlanma felsefesine kadar giden bir kavramın, ulus-devlet, modern anlamdaki piyasa yapıları, üretim ve tüketim şekilleriyle bunlara dayalı ilişkilerin belirlediği yeni biçimler üzerinden yeniden tanımlandığı bir çağda, türdeş bir tanıma kavuşamayışı gayet tabiî idi. Batı dünyasında birini Fransız, diğerini ise Alman milliyetçilik tanımından alan farklılaşmanın sebep ve süreçleri üzerinde yaygın bir literatür bulunduğu için, burada sadece milliyetçiliğin Türkiye serüveni üzerinde durulacaktır.

Türk modernleşme süreci denilen hadisenin kökleri, kimilerine göre Lâle Devri’ne kadar geriye götürülse bile, yapısal reformların hayata geçirildiği asıl değişiklik Tanzimat reformlarıyla başlar. Bunu, birinci ve ikinci Meşrutiyet düzenlemeleriyle Cumhuriyet devrinin radikal inkılâpları izler.

Modernleşme ve uluslaşma süreçlerinin tamamı, hem içeride, hem de dışarıda kendisini önceleyen siyasî, teknik, kültürel vs. olarak sıralanabilecek bir dizi gelişme dikkate alınmadan anlaşılamaz. Bunlardan her biri, kâh bir diğerinin sebebi, kâh sonucu olarak karşılıklı bir etkileşim hâlinde, bazen yan-yana bazen de karşı karşıya nesillerin fikir ve davranışları üzerinde etkili olmuştur.

Türk İnkılâbı, kelimenin tam anlamıyla bir “batılaşma” projesidir. Kendisine tekaddüm eden modernleşme hareketlerinin yarattığı “dual” yapıya son vermek isteyen inkılâpçılar, bir tür sentez arayışı olan Gökalp’in formüle ettiği kültür-medeniyet ayrımını da, açıkça1 reddediyorlardı. Bunun anlamı, sadece teknolojide değil, aynı zamanda kültürel projelerde de Batı’nın benimsenmesi, bütün ölçülerin Batı medeniyetine göre yeniden yapılandırılmasından başka bir şey değildi.

Bu, “hemen hemen yalnız bize nasip olan bir tecrübe, bir imtihandır ve kıtaların çehresini değiştiren büyük göçler, ayrılma ve yeniden kaynaşma devirleri bir yana bırakılacak olursa, ona benzer bir macerayı, bir milletin tek başına yaşadığını göremeyiz. Ne Büyük Petro’nun himmetiyle hazırlanan Rus uyanışında, ne Alman rönesansında, ne Fransız ihtilalinde, ne de Hıristiyanlık reformunda, ne İran’ın Müslümanlaşmasında, hatta ne de çok defa coğrafî çevre değiştiği için bizim İslamlaşmamızda bu cinsten, bu müntehada yapılmış tecrübe mahiyeti yoktur.”

Değişimin bu derece kesin tavrı, memleket hayatının, müstemleke ülkelerinde ancak görülebilecek tuhaf bir manzaraya bürünmesine yol açtı. Bu tavır, bizde milliyet fikrinin esası sayılabilecek devam fikrinin bütünüyle yok olması ve o günden bu güne içimizde sürekli mücadele hâlinde bulunan eski-yeni geriliminin de nirengi noktalarından biridir. Bir tür modernleşme projesi olan Türk İnkılâbının milliyetçilik ideolojisi, hareket noktası olarak ilhamını tarihî süreklilik fikrinden değil, bir tür köklerden kopuş olan Batılaşma fikrinden alıyordu.

Türkiye’de genellikle muhafazakâr muhitlerde yeşeren ve içinde tarihî nostalji kadar romantik fikirleri de barındıran milliyetçi hareketler, tam da bu noktada birincilerin temsil ettiği jakoben-batıcı çizgiden ayrılıyordu. Başlangıçta milliyetçi mukaddesatçı retoriklerle kendini ifade eden gelenekselci muhafazakâr çizgi, girilen batılaşma sürecini milliyet fikrinin özüne yapılmış bir kasıt olarak telakki ediyordu. O döneme ait yazılanların kuşbakışı bir taraması, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde bunun ipuçlarını verir. 

İnkılâpçıların gözünde ise, “köklere kadar inen devrim kararlarını sevmeyen” gerici Türkçüler, belli bir yere kadar birlikte hareket edilecek birer dolgu malzemesinden başka bir şey değillerdi. Bugün de “ulusalcı” bir retorikle temayüz eden batıcı elitlerin, ikinci gruptakilere bakışı aynı çizginin devamından başka bir şey değildir.

 

Önceki Yazılar :


+ Paylaş
Paylaş: Facebook Paylaş: Twitter Paylaş: Google Paylaş: Yahoo Paylaş: Mr. Wong Paylaş: Oneview Paylaş: Linkarena Paylaş: Folkd Paylaş: Digg Paylaş: Del.icio.us Paylaş: Reddit Paylaş: Jumptags Paylaş: Simpy Paylaş: StumbleUpon Paylaş: Slashdot Paylaş: Propeller Paylaş: Furl Paylaş: Spurl Paylaş: Blinklist Paylaş: Blogmarks Paylaş: Diigo Paylaş: Technorati Paylaş: Newsvine Paylaş: Blinkbits Paylaş: Ma.Gnolia Paylaş: Smarking Paylaş: Netvouz

  Yorumlar

1 Kürşat YILMAZ 29/02/2012 20:46
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ
Büyük sosyolog Seyyid Ahmet Arvasi Hocamız der ki:’’Adı duyulmadık,balta girmemiş bir Afrika ülkesinde yamyam olarak dünyaya gelseydim yine Türk Milliyetçisi olurdum.Çünkü yaptığına tapmayan tek millet Türk Milletidir.’’ der.Türk Milleti beş binlik tarihi boyunca örneğin yediği helvaya ya da sütünü içtiği ineğe hiç tapmamıştır.Tek tanrı inancı hep var olmuştur.Ayrıca bizim milliyetçilik anlayışımızda manevi değerlerin çatısı altında mensubuyet duygusuyla insanların birliği ve dirliği vardır.Etnik milliyetçiliğe dayanan bölücü,ırkçı vatan haini anlayış yoktur.Bölünmeyi değil birliği emreder.Allahsızlığı değil,İslam ahlak ve faziletini emreder.Özü milli ve manevi değerleri herşeyin üstünde tutup, karşılıksız sevmeyi emreder.Millet içinde üstün zümreler oluşturma anlayışını red eder.Özünü ve gücünü milletten aldığı için millet varoldukça hep varolacaktır.


  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :
 


YAZARLAR
ALİ ERDAL
ERGENEKONCULAR’IN İÇİNDE ŞAİR VAR MI?
ŞADİ ERDAL
KÖYDES
MÜCAHİD ERDAL
BÜROKRASİ HERKESE EŞİT MESAFEDE
NECATİ TAYYAR TAŞ
MÜNÂFIKLARIN TEMEL ÖZELLİKLERİ (3)
ABDULKADİR İLGEN
BİLECİK ŞEYH EDEBALİ ÜNİVERSİTESİ
HİKMET ÖZTÜRK
YAKIŞMADI SAYIN BAKAN!
FERRUH ERDOĞAN
TEMA VAKFI İKLİM KONFERANSI
KIYMET ASLAN
KÖYLERDEKİ MUHABBET!
HALİM DEMİRYÜREK
HANGİ FUTBOL!
MÜCAHİT BAYRAK
ÜSTAD N.FAZIL’IN GENÇLİĞE HİTABESİ
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
İstatistik
Bu sitenin tüm hakları saklıdır SAKARYA GAZETESİ    0