Şimdi öncelikle bazı açıklamalar duyduğum için belirtmek isterim ki; Bu tarih tezi, bizi, yani Bilecik ilinin ahalisini oluşturan, Söğüt’te, Bozüyük’te, Osmaneli’de, Gölpazarı’nda vs. meskûn, memleketi “buralar” olan insanları, değerli hemşehrilerimizi rahatsız etmemelidir. “Vay be Osmanlı buralarda kurulmamış” diye üzmemelidir. Aynı zamanda, Yalova ilinin sakinlerini de sevindirmemelidir. Çünkü bu konu bir çeşit “reklâm malzemesi” değildir. Yani kimse gocunmamalıdır. Üzerine alacak bir şey yoktur. Bizim gibi memleketinin köklü bir geçmişi olan, örfünü, âdetini, tarihini, özünü, “ne olup, ne olmadığını” bilen fertlere yakışan bir vakar içinde olunmalıdır. Aslında bu konu gündemi böyle “sansasyonel” bir şekilde meşgul etmemeliydi. Daha uygun, farklı görüşlerin de yer aldığı ve doğru sonuçlara ulaşılan platformlarda tartışılmalıydı. Çünkü konu tarihtir. Ciddiyeti olan, delil ve belgelere dayanan; efsanelere, söylentilere, hamasî ve farazî söylemlere kulak asmadan, “olanı” aktarmayı ve hakikati “olduğu gibi” ortaya çıkarmayı görev addeden bir alandır tarih… Aynı zamanda tarih, ders kitaplarından ibaret kalmayacak kadar da derindir. Bu anlamda Prof. İnalcık moda tabirle söylemek gerekirse bir “açılım” gerçekleştirmiştir. Çünkü bu Osmanlı Tarihi’ne yönelik çalışmalara hız verecek bir girişimdir. Fakat birkaç hususu dile getirmek gerekiyor. Ahkâm kesmeden, bilgiçlik taslamadan, hengâmeye kapılmadan, apaçık ve net bir şekilde… Âcizane fikirlerimi beyan etmek isterim. Her şeyden önce “Osmanlı” veya “Osmanlı Tarihi” denildiğinde hiç kimse böylesine köklü ve derin bir konuya “efsanelere dayanarak” ya da “kutsallık atfederek” bakmamalıdır, “dokunulmazlık” da atfetmemelidir. Çünkü bu yaklaşımlar hakikati perdeler. Aynı şekilde “Osmanlı” denildiğinde hiç kimse “inkârcı” şeklinde adlandırılacak açıklamalar da yapmamalıdır. Çünkü inkârcılık, haramzadeliktir. Çünkü Osmanlı, “biz” demektir… Biz, milletçe, tarihimizle tam mânâsıyla yüzleşemedik. Onu kavrayamadık. Geçmişin ağır yükünü kaldırıp, gelecek nesillere ve asırlara medeniyet ufuklarımızı taşıyamadık. Maalesef durum budur. Elbette ki umudumuz vardır. Ancak halimizi, bilgimizi ve idrakimizi, hangi seviyede tarihi algıladığımızı doğru tespit etmeliyiz. Sorun aslında budur.
|