Kuruluşundan itibaren yeniden incelenen, araştırılan, yeniden keşfedilen ve hattâ yeniden yorumlanan “Osmanlı Tarihi” bizim geleceğimizi aydınlatan sonuçlar çıkarır. Öyleyse metod geliştirilmeli, projeler sunulmalı, dünya çapında eserler yayınlanmalı ve tarihin sadece “ders kitaplarından” ibaret olmadığı nesillere anlatılmalıdır. Unutulmasın ki tarih şuuru milletleri var eden temel ilkelerden biridir. Tarih, önce tarihçilerin bilgisine, birikimine, araştırmalarına, eserlerine ve tespitlerine bırakılmıştır. Böyle de olması gerekir. Aslı budur. Tarih alanında yapılacak böyle bir atılım, Türkiye’ye nefes aldırır. Önümüz açılır. Öyleyse bir bakalım; “Ermeni Soykırımı Yalanı” dünyanın her yerinde dillendirilip, ülkemize ve milletimize “suçluluk psikolojisi” ve “haksız iftiralar” dayatılıyor. Osmanlı döneminde hükümran olunan, Rum, Yunan, Bulgar, Sırp vs. tarihçilerinin de milletçe yaşadığımız onca acı, göç ve ızdıraba rağmen Türk Milleti’ne yönelik “Ermeni Soykırımı Yalanına” benzer iddiaları var. Alman, Fransız, İngiliz, Amerikan otoriteler, bizzat devletlerinin teşvikiyle bu konuları “taraflı” bir şekilde irdeliyor ve Türkiye’ye karşı kampanyalar yürütüyor. Üstelik ülkemizde bölücülüğün ve terörün kışkırtmasıyla fitneye dönüşmüş olan belâyı daha da derinleştiren, bu yarayı deşerek ikbal sağlayan; kardeşliğimize, birlik, beraberlik ve bölünmez bütünlüğümüze kast eden odaklar var. Bu odakların tarihi saptırarak ürettikleri asılsız iddialar var. Bu da ayrı bir konu başlığı, ayrı bir tez ve tartışma konusudur. Demem odur ki, başta “Osmanlı’nın kuruluş tarihi ve yeri” ile ilgili fikir, görüş ve tez beyan eden Prof. Dr. Halil İnalcık olmak üzere, bütün tarihçiler şu dönemde mesailerini bu milletin “ne yaşadığını” idrak etmeye ayırmalıdır. Mesailerini bu milletin yaralarını sarmaya, hakikatleri ortaya çıkarmaya ve ufkunu açmaya ayırmalıdır. Zaten Halil İnalcık hoca birikimiyle örnek alınacak ve ilim camiasının dikkatlerini çekecek çaptadır. Yanlış bilinen, tabu haline getirilen ne varsa üstüne gidilmelidir. Doğru olmayan, hakikati yansıtmayan ne kadar ezber varsa bozulmalıdır. İftiraların, tezgâhların, oyunların, fitnelerin tarihî kökleri ortaya dökülmeli ve bilimsel temelde tavır, duruş ve fikir geliştirilmelidir. Tarihin ağır yükünü taşıyabilmek ve gelecek nesillere bu asil mirası teslim edebilmek adına, bu millete düşmanlıklarını, tarihi “araç” haline getirerek sürdürenlere sağlam, hakiki ve doğru cevaplar verebilmek adına, tarihçilere âcizane çağrım budur.
|