
İNSANLIĞI KUCAKLAYAN SEVGİ
Ağustos ayının sıcağında, Endülüs denen yerde dünyaya geldi. Nur ve Ali b. Muhammed’in çocuğu olarak doğduğunda tarih 1165’i gösteriyordu. Adını Muhyiddin koymuşlar. Küçük yaşta hastalanmış, hummaya tutulmuş. Bu hastalık ona akıl dışı özellikler katmış. Asık suratlı kişilerin ona işkence yaptığını ve yakışıklı, güzel kokulu birininde onlara engel olduğunu düşlemiş hep. Hatta konuşmuş onlarla. “Kimsiniz?” diye sormuş. “Ben Yasin suresiyim seni korumaya geldim.” Cevabını duymuş. Uzun hayallerden, sancılı saatlerden uyanınca babasını başında yasin okurken görmüş. Hastalıkla geçen çocukluğun ardından gençliğini maddi hayattan uzak, varlığın sırlarını öğrenmeye adamış. Uykusunda pek çok evvelzaman alimi, ruhlar ve hatta peygamberlerle konuştuğu olurmuş. Bilinmez varlıklara olan merakı, yaşlı bir kadınla tanıştırmış onu. Kimilerine göre diğer varlıklarla temasta olan bu kadın, o daha yirmi yaşına varmamışken neredeyse doksanındaymış. Bu kadın için, Fatıma bintü’l Müsenna için bir kulübe yapmış. Daha sonra onun için manevi annesi olan Fatıma’nın hizmetinde bir iki yıl orada kalmış. Muhyiddin oldukça genç olmasına rağmen zamanının yüce bilginleri, iktidar sahipleri, İslam alimleriyle birarada olmuş. Öte alemleri merak eden Muhyiddin, bu alemde bir yeri mesken edinememiş. Öğrenmeye çalıştığı alemin, bilginin peşinde oradan oraya sürüklenip durmuş. Gördüğü rüyalardan çıkardığı manalar, onunla konuştuğunu söylediği peygamber ya da evvelzaman alimlerinin işaretleriyle hareket etmiş. Gördüğü bir rüyadan çıkardığı sonuca göre tüm merak ettiği soruların cevabı ona bir el uzatmalık mesefede duruyormuş. Tarikat şeyhleri, hükümdarlar ona büyük sevgi göstermişler. Selçuklu Sultanı Keykavus ona bir ev hediye etmiş. Bir süre oturduğu bu evi de, kendisinden sadaka isteyen birine “Başka birşeyim yok, al bu ev seni olsun” diyip vermiş. Zamanı yollarda, bilginin peşinde koşarak geçerken, tanışıp evlendiği birkaç hanımdan birkaç çocuğu olmuş. Kadınları pek gönülden sevmese de. Yakalayabildiği bilgilerle “bir” olmuş, pek çok eser vermiş. Kehanetlerde bulunmuş, gezegenlerin hareketleri, harflerin, sayıların ortaya çıkışları, matematik, maddenin halleri, görgü, toplumsal davranış gibi konularda sayısı bilinmeyen eserler bırakmış, gezdiği yollarda. Ona göre hayal ile gerçek arasında pek fark yokmuş. Hayal ile gerçek “bir”miş. Ağacın toprakla, toprağın taşla, taşın insanla, hepsinin Allah’la bir olduğunu söyler dururmuş. Rüyasında peygamberler, alimler ruhlarla konuşan bu adam. Delilik ve dahilik arasında yürüyerek aramış sorularına, cevapları. Ondan sonraki pek çok düşünüre ilham olmuş buldukları. Yolundan yürüyüp, sorular sormaya devam edenler daha sonra bu felsefeyi “Vahdet-i Vücut” olarak adlandırmışlar. Muhyiddin ibn Arabi 1245’ de bu alemden ayrıldığında geçtiği yollarda bıraktığı izler tasavvufun temel taşı olmuştur. Işığı sadece doğuyu değil, özgün üslubu Dante, Spinoza, Nietzsche gibi bir çok batılı düşünürü de aydınlatmıştır. Zaten onun için tüm insanlığı kucaklayan sevgi esastır. Yaşadığı dönemden günümüze ulaşan ışığı, ayırt etmeksizin sevmeyi gösteren hayatı, felsefesiyle Muhyiddin ibn Arabi.
BİR ŞİİR
Be hey kardeş Hakkı bulam mı dersin Hakka yarar amel işlemeyince Bu sırrın ötesin duyam mı dersin Mürşid-i kamille başlamayınca
Gel hey kardeş gel sen birliğe özen Birliktir her nefsin kal’asın bozan Hiç kendi kendine kaynar mı kazan Çevre yanın ateş eylemeyince
Aşkın odu geldi yüreğim harlar Aşkı olan, arı kendini neyler Behey Yunus sana söyleme derler Ya ben öleyim mi söylemeyince
Yunus Emre
BİR SÖZ
“Herkes anlayabildiği kadar yaşar ve anlayamadığı şeyleri umursamadan ölüp gider.” Platon
BİR DÜŞÜNÜR
İstemek, temeli bakımından acı çekmektir ve yaşamak, istemekten başka bir şey olmadığına göre, hayatın tümü, özü bakımından acıdan başka bir şey değildir. Arthur Schopenhauer

KAÇAN BÜYÜK BALIKLAR
Türk halkı olarak futboldan çok iyi anlıyoruz. Ya da öyle olduğunu sanıyoruz. Hepimiz teknik direktörüz, hepimiz hakemiz diyebiliriz biz buna. Düşünebiliyor musunuz? 70 milyon teknik direktör, 70 milyon hakem... Her maç sonrası, nerede olursak olalım benzer sesler kulaklarımızda yankılanıyor. Santrafor şu oynamalıydı. Tandemde şunla, bu oynamalıydı. Şu pozisyon ofsayt değildi. Şu kart hatalıydı. Bunlar uzar gider, hiçbir yerde de bitmez. Ofsayt ne desek çoğu bilmez aslında. Hatta ofsayt demeyi de bilmeyenler vardır. Oksayt, opsayt... Hele tandem ayrı bir boyut. Kulağa hoş geliyor ya, ondan kullanılıyor sanırım. Neyse, ben bu hafta futboldan ne kadar anladığımızı, yaptığım araştırmalarla size göstermek istiyorum. Sadece bizim ne kadar anladığımızı değil, getirdiğimiz teknik adamlarında futboldan ne kadar anladıklarını göstermek istiyorum. Türkiye’de beğenilmeyip, daha sonra dünya yıldızı olan futbolculardan bahsedeceğim. Kaka: O dönemde Gaziantepspor’un teknik direktörü olan Nurullah Sağlam, Kaka’yı 17 yaşında keşfetmiş. Ancak, dönemin başkanının 17 yaşındaki bir futbolcuya 1.5 milyon dolar veremeyeceğini söylemesi üzerine bu transferden vazgeçilmiş. Bir başka rivayete göreyse denenmek için getirilmiş, beğenilmemiş. Kaka bu sezon 65 milyon euro bonservis bedeliyle Milan’dan Real Madrid’e geçti. Sami Hyypia: Liverpool’un efsanevi oyuncularından olan Hyypia, 95-96 sezonunda Samsunspor’un teknik direktörü Gigi Multescu tarafından denenip, yetersiz görülüp, geri gönderilmiş. Hyypia, daha sonra uzun yıllar Liverpool’un kaptanlığını yaptı. Jimmy Floyd Hasselbaink: Fotoğrafta da gördüğünüz üzere Hasselbaink’te zamanında Samsunspor’a gelmiş. Onun kaderi de diğerlerinden farksızmış. Beğenilmeyip, geri gönderilmiş. Yalnız iki günde içimizden biri oluvermiş. Fotoğraf bunu gösteriyor. Hasselbaink daha sonra Atletico Madrid ve Chelsea’de gol krallıkları yaşadı. Andriy Shevchenko: Shevchenko Dinamo Kiev’deyken Trabzonspor’a önerilmiş. Ama beğenilmeyip bu öneri kabul görmemiş. Sheva, sonraki sezon Şampiyonlar Liginde mükemmel işler yapıp Milan’a transfer olmuştu. Gökhan İnler: 04-05 sezonunda, şimdileri Udinese ve İsviçre’nin orta sahasının dinamosu olan Gökhan, Fenerbahçe ile antrenmanlara çıkmıştı. Sonuç üsttekilerden farksızdı. Daum onu yetersiz gördü ve gönderdi. Şu anki değeri 20 milyon euro civarında. Stephen Appiah: 96 yılında Kingston ile birlikte, Galatasaray’a denenmeye gelmiş Appiah. Kingston’un dediğine göre çok iyi bir performans sergilemesine rağmen takıma seçilememiş. Acayip hırs yapmış olacak ki yıllar sonra Fenerbahçe formasıyla Galatasaray’a kök söktürmüşlüğü de vardır kendisinin.


|