
Bugün bilmenin sıradan olduğu, düşünüş sistemimizin temelini oluşturmuş bilgilerin yakın bir zamana kadar bilinmiyor olduğunu öğrenmek her defasında beni şaşırtıyor. O bilinmez zamanların, bilgisiz günlerini yaşamış bugünün tarihi kahramanlarını düşünürüm hemen. Ya da o zaman bilinen ve bugün unutulmuş, saklı kalmış, değişimiş hikayeler aklıma gelir. Önümüzdeki hafta dünya ile birlikte aynı anda vizyona girecek “2012” filmi üzerine düşünürken, 1780’lere kadar Dünya çevresinde dönen yedi gezegen olduğuna inanıldığı aklıma geldi. Bu yedi gezegeni farkında olmasak da hepimiz biliriz. Güneş- Sun; Sunday(Pazar), Ay-Moon; Monday (Pazartesi), Mars- Mardi(Salı), Merkür- Mercredi(Çarşamba), jüpiter- Jeudi(Perşembe), Venüs-Vendredi(Cuma). Bu gezegenler arasında Dünya yoktur, çünkü insanlar bu gezegenlerin dünya’nın etrafında döndüğüne inanıyorlardı. Oysa Kopernik m.s. 1543’de ölüm döşeğinde yayınladığı kitabıyla bunun böyle olmadığını insanlara “hatırlattı.” Hatırlattı çünkü m.s. 1500’lerde bilinmeyen bu temel bilgi m.ö. üçüncü yüzyıllarda Aristarkus tarafından da “hatırlatılmıştı”. Şaşmaz pusula olarak kabul ettiğimiz çoğu bilginin bizi nasıl yanılttığı ya da gerçeklenmiş olanların kadim bir geçmişi olduğu oratadadır. Binlerce yıl öncesinden seslenen biri bunun böyle olduğunu kanıtlar, “hepsi hepsi, Ay ve Güneş’in ait olduğu, gezegenlerin yörüngede döndüğü on iki üyedir.” Tozlu tabletlerden bizlere seslenen bilginler bugün attığımız her adıma imzalarını bırakmışlardı. On iki sayısı ve hayatımızın her alanına yayılmış kuralları binlerce yıl önceki atalarımız tarafından ortaya konmuşken, biz ancak 1781 de Uranüs’ü, 1846’da Neptün’ü ve nihayet 1930’da Plüton’u bulabildik. Yaptığımız keşifler bugün bize güneşle birlikte bir yörüngede yüzüp giden tam on gezegen olduğunu söylüyor. Ancak Sümerler’den günümüze kalan tablet ve silindirler bize on iki gezegeni anlatıyor. Her gezegeni bir sembolle betimliyor ve anlatıyorlar. Hiç kuşkusuz bu konuda ilk bakmamız gereken yer Yaratılış Destanı olacaktır, nam-ı diğer “Enuma Eliş”. Kaynağım bu destanı güneş sistemimizin yaratılışı olarak alıyor, ve aralarındaki benzerlik de bunu tamamlıyor. Pek çoğumuzun adını duyduğu “Marduk” işte bu öyküde baş roldedir. En başından beri var olan güneş etrafında şekillenir gezegenler; Plüton(Gaga), Satürn(Anşar), Jüpiter(Kişar), Tiamat, Mars(Lahmu), Venüs(Lahamu), Merkür(Mummu). Zaman sonra bu sisteme biri daha katılır, Marduk. Diğer gezegenler onu çeker Tiamat’ın yörüngesine. Tiamat’a Marduk’un uydularından biri çarpar ve onu ikiye ayırır. Bir yarısı bugünkü asteroit kuşağı haline gelir, diğer yarısı ise Dünya. Marduk yoluna devam eder. Tiamat’tan geriye sadece Dünya ve eski uydusu Ay(Kingu) kalmıştır. Tabletlerden öğrendiğimiz bu öykü, ve kaynağımızın bu yorumu ilginç bir şekilde akıldaki tüm soruların yanıtını veriyor. Günümüz bilimsel teorilerinin de işaret ettiği noktaları destekliyor. Şimdi, neden kadim bilginlerin sistemimizde on iki gezegen olduğunda ısrar ettiklerini daha kolay anlayabiliriz. Bizim bugün bilebildiğimiz on gezegene ek olarak onlar Ay’ı ve Marduk(Niburu)’yu da sayıyorlardı. Hesaplama sistemlerini bugün saat,takvim, matematik..sayısız alanda kullandığımız Sümer bilginleri güneş çevresindeki turunu 3600 yılda tamamlayan bir dış gezegene inanıyorlardı. Bugün biz ona “on ikinci gezegen” diyoruz. “Yükseklerde gök isimlendirilmemişken, ve aşşağıda sağlam zemin çağırılmamışken”* bile var olan karanlık bugün de gerçek bilginin yayılmasına izin vermiyor. 1972’de California Ünv. Lawrence Livermore laboratuvarından Joseph L. Bradly, 75 yılda bir görünen Halley Kuyruklu yıldızının yörüngesindeki farklılıkların Güneş’in çevresini her 1800 yılda bir dolanan bir gezegen tarafından oluşturulduğunu matematiksel olarak saptamıştır. Bu ilk saptamanın ardından günümüzde pek çok bilim adamı benzer verileri tekrar açıklamışlardır. Aydınlanmanın önündeki putları yıkıp, bilim ışığıyla yol almaya başladığımızdan beri öğrenebildiklerimiz bizi bugüne kadar taşıdı. Ancak modern yollarla saptırılan ya da saklanan gerçekler, kapı eşiğinden sızan ışığın peşindeki biz gençlerin zincirlerini kırmasına engel olamaz. *Enuma Eliş’in (Yaratılış Destanı) ilk sözleri.
İKİ RUBAİ
Yüce varlık bize bir beden verince Sevmesini öğretti her şeyden önce Sonra şu delik deşik yüreğimize Mana incileri sakladı binlerce.
İnciyi isteyen dalgıç olacak; Varı yoğu dosta verip dalacak. Canı avucunda, nefesi göğsünde: Ayağı baş olacak, başı ayak! Ömer Hayyam
BİR SÖZ
Basit yaşa ki başkaları da var olabilsin. Gandhi

BOZÜYÜK’TE FUTBOL ZİYAFETİ
Pazar günü Bozüyük için çok özel günlerden birisiydi. Saat 11.00’de Bozüyükspor-Beşiktaş (18 yaş altı) , 13.30’da ise Bozüyükspor-Sakaryaspor maçları vardı. Benim gibi futbol delisi olan birisi için bu kaçırılmayacak bir ziyafetti. Önce paf takımın maçına gittim. Sahada mükemmel bir futbol vardı. Açıkçası Bozüyüksporlu gençlerinde, Beşiktaşlı gençlerden eksik kalır bir yanı yoktu. Maç Beşiktaş’ın 2-1’lik üstünlüğüyle bitse de Bozüyüksporlu gençlerin bu maçtan kazandığı çok şeyler olmalı. Özellikle Bozüyükspor’un kalecisini ve stoperlerini çok beğendim. İleride onları çok güzel yerlerde görebiliriz. Sonra Bozüyükspor-Sakaryaspor maçına gittim. Amacım sahadaki futboldan çok, tribünlerdeki taraftarları izleyebilmekti. Evet, bende birçokları gibi, Tatangaların hayranıyım. (Tatanga: Sakaryasporlu taraftarlarının kendilerine verdikleri isim.) Süper Ligde bile birçok takım, oynadığı maçlara doğru düzgün taraftar toplayamazken; 2. ligdeki bir takımın, deplasmana 7 otobüsle gitmesi takdir edilecek bir durum. Takımlarına ne kadar bağlı olduklarının göstergesi. Tahminen 100 kişilik bir alana, 250 kişi sığdılar. Yine tahminen attıkları golleri bile bu yüzden izleyemediler ama bir dakika olsun susmadılar. Sakaryaspor’u, sevinmek için sevmediklerini, söyledikleri her marşta bize gösterdiler. Sezon başından beri çektikleri sıkıntılar yüzünden düşmenin en büyük adayı olarak gösterilen Sakaryaspor’un, aldığı galibiyetler sonucu bir nebzede rahatlaması, sevindirici bir durum. Kesinlikle Süper Ligde olmayı hakeden bir kulüp. Eskişehirspor ve Göztepe’den sonra, Bozüyük’te böylesine köklü bir kulübü, böylesine mükemmel bir taraftar topluluğunu daha izleyebilmekte, büyük bir şanstı benim açımdan. Çoğu maçta yaşanan tribün terörüne karşın, İki takım taraftarının da birbirine sağduyulu yaklaşması da görmek istediğimiz güzel hareketlerdendi. Oyunun geneli Bozüyükspor’un üstünlüğüyle geçmesine rağmen, Sakaryaspor maçı 3-2 kazandı. En kısa zamanda iki takımıda daha üst sıralarda görmek dileğiyle. Taraftarları ve kulüp yapıları bunu kesinlikle hak ediyor.
KISSADAN HİSSE
İMAM-I ÂZAM VE KADILIK
Zamanında İmam-ı Azam ile herhangi bir konuda tartışmaya girip de galip çıkan görülmemiştir. Hem derya gibi ilmi, hem de herkese nasip olmayan zeka ve mantığı sayesinde hepsinden kendisi galip çıkıyordu. Abbasi Halifesi Me’mun İmam-ı Azam’ı Kufe’ye kadı yapmak istiyordu. İmamı çağırdı ve bu niyet…ini açıkladı. İmam-ı Azam yönetimin yanlışlıklarına alet olmamak için bu teklifi kabul etmedi. - Ben kadılık yapamam, dedi. Halife de herkes de kabul ederdi ki ondan iyi kadılık yapacak bulunamazdı. Bu nedenle Halife sert çıktı: - Yalan söylüyorsun, sen kadılık yaparsın! İmam-ı Azam akan suları durduracak şu cevabı verdi: - Eğer ben yalan söylüyorsam, yalan söylediğim için kadılık yapamam, çünkü yalancıdan kadı olmaz. Eğer “yapamam” dediğim zaman doğru söylüyorsam, sözümün gereği olarak kadılık yapamam. O halde her iki halde de kadılık yapamam,


|